Bu Blogda Ara

Translate

24 Temmuz 2021 Cumartesi

Bir Acilciden Tanımlar...


Yaşam Zinciri
 Ülkemiz için sevilen bir şeydir tatil, lakin biz "Acilci" diye tabir edilen ekip için pek sevilmez. 10 günlük döngünün büyük kısmını hastanede geçirdiğim şu günde ne iş yaptığımı sonuna kadar hissettim. Bu sabahta kahvemi içerken yaptığım işin bilinmezliği içerisinde ufak bir metin anlatmak istedim..

Okumak isteyenler için uzun ve sadece bilgi verici bir yazı oldu...


 

Tarihsel Süreç

Acil Tıp; 1960'ların Birleşik Devletleri'nde ihtiyaçların doğurduğu tartışmalar ile ortaya çıkmıştır. Kaza ve travmaların meydana getirdiği ani ölümlere karşı erken müdahalenin, sevkin ve hastaların yönetiminin gerektirdiği durumlar bir ihtiyacı temsil etti. Acil Tıp bu ihtiyacın karşılığı olarak hayatımıza girdi.

1966 ABD Ulusal Bilim Akademisinden bir yayın; Kaza Nedenli Ölümler ve Engellilikler 

1967: "Accidental and Emergency Concultant" 

1992: İzlanda'da ilk kez bir tıp bölümü olarak kabul edildi.

Türkiye'de Acil Tıp; 1993 yılında "İlk ve Acil Yardım" anabilim dalı olarak kabul edildi ve resmi gazetede yayınlandı, Tıpta Uzmanlık Yönetmeliği içerisine eklendi. 1990 yılında, çalışmalara başlayan Dokuz Eylül Üniversitesi alt yapının hazırlanmasına öncülük etmiştir.

1994: 112 hattının kurulması ve ulusal olarak acil yardımın hızır acilden "112 Acil Yardım ve Kurtarma" ekiplerine geçişi gerçekleştir.

İşlevi

Tababet eğitimimi tamamladığım günden itibaren içimdeki heyecan ile içerisine girdiğim ve ilk nöbetimi bile doğum günümde tuttuğum meslek hayatımın her gününe heyecan katan bu bölümün işlevini de anlatmak istiyorum.

Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen tanım aslında açıklayıcı: "Kronik bir hastalığın, akut alevlenmesi veya kaza, yaralanma gibi beklenmeyen durumlarda oluşan sağlık sorunları, komplikasyonlar gibi durumlara müdahale ederek ölüm ve yaralanmaları önlemek amacıyla hizmet veren yataklı sağlık kuruluşlarında bulunan servislerdir." (Tanım çok teknik olduğu için kısalttım biraz)

İnsan hayatı kutsaldır, ölümün her geleni erkendir ve bir ailenin o çok sevdiği kişi ile vedalaşma hakkı kutsaldır. Biz doktorlar insanlara can veren kişiler değiliz. Sadece onlar için elimizden gelenleri yapıp belki hayatlarına dokunabiliriz diye adımlar atıyoruz. En zor görevler hep bizi buluyor; bir insanın hayatının son bulduğunun kararını vermek dünyadaki en zor görevlerden birisidir. Bir tık daha zoru da belki kapının öteki tarafında o önünüzde kalbi duran kişiden haber bekleyen kişilere durumu açıklamak ve onların üzüntüleri içerisinde içinizdeki her türlü insanı duyguyu geride bırakıp sadece bilgi verip soğuk kanlı olmak.

Benim bu alandaki ömrüm belki de birçok meslektaşıma göre çok kısadır. Bu süreç içerisinde bir savaş gördüm, alandaki insanları gördüm, mültecileri gördüm, pandemi gördüm... İkinci Dünya Savaşı'ndaki kadar şanslı* bir doktorluk dönemi olmasa da bir çok farklı nokta görmüş olabiliriz. Ancak onca şeyin arasında sürekli farklılıklar gördüm.

En güzeli de o farklılıklar içerisinde kapıdan girecek şeyin öyle farklı bir dünyaya götürebileceği ve sürekli kendinizi hazır, enerjik, modern, teknolojiyi takip eden ve bilimin en son kaynaklarını okumuş görmeniz gerektiğidir.

Ben; bu mesleği Usta'larından öğrendim ve bana bunu öğreten herkesin ortak bir isteği vardı; "Biz yaşayacağımız ömrü yaşadık, bir gün evladıma müdahale edecek olan sizlersiniz ve ben onlara müdahale edecek olan meslektaşlarımın yetkin olmasını istiyorum." Üzerimizdeki yük ailelerimize verilen değerden farklı değil.

Bu yazının sonuna insanlara pek bir şey ifade etmez ama kalbi duran bir insan için hayatın ritmini tanımlayan ünlü şarkıyı eklemek istiyorum... 



 
Kalbin Ritmi Gibi: Stayn' Alive

Temel eğitimimi aldığım kliniğin duvarında yazan yazı çok netti; "ACİL YAŞATMAKTIR."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder