Bu Blogda Ara

Translate

26 Şubat 2017 Pazar

İzler.... UNUTMAMAK GEREK... #Hocalı

26 Şubat 1992 yılından kalma bir izi paylaşmak gerekli, o gün orada olanları yad etmek için.

Aşağı yukarı insan hakları ile ilgili tüm komisyonlar tarafından kabul edilen veriye göre, Ermenisyan 366. Motorize Alayı tarafından, İnsan Hakları Örgütüne göre 161 den fazla, Azerbaycan verilerine göre 485-613 kişi arasında insanın katledildiği önemli bir olaydır. 

Günümüzde pek ulaşılmayan bir EU sayfası da bu konu üzerine bildirgeyi içermektedir.

Burada sanatın gücüne inanışımdan dolayı, vahşetin görüntülerinden öte, yaşanan bu vahim olayı insanın ruhunda hissettireceğine inandığım bir videoyu paylaşıyorum.



İnsan hayatının kutsiyetine inanan herkese saygılarımla.

19 Şubat 2017 Pazar

İnsan 4.0



Aslında burada önemli bir durum var orijinali "Sanayi 4.0" olan 4. sanayi devrimini anlatan bu deyim bence "İnsan 4.0" olarak da anılmalı.

İlk olarak endüstrideki şu 4.0 olayına bakmak gerek; günümüz akıllı dünyasındaki dokunuşlar ve teknoloji iletişimi, duygusal tepkiler verebilen cihazlar, karşınızda sizinle sizin hislerinize göre yontulan cihazlar mevcut. Bunun getirisi olarak kişiselleştirilmiş bir dünyanın en önemli parçası insanın kendisi olmaya başladı. Nesneler ile bağıntılı üretimlerdeki hata payları çok minimalize edildi.

Bunun insan üstündeki etkisi içinde geniş bir perspektife ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Biraz daha çok insanların durumlar karşısında algı değişimlerini düşünüyorum ve genelde bu alandaki gözlemlerimi paylaşıyorum. "İnsan 4.0" diye tanımladığım bu konu, endüstrinin gelişimini yani ateşin icadı ve ya ilk aletin yapılmasından başlayıp, sanayi devriminde şaha kalkan, içinde bulunduğumuz uzay çağında artık ivmeyi yükselterek ilerleyen bir durumdan ibaret. İşte bu noktada biz insanlar sizce nasıl etkilendik?


Bu dönüşüm insan üstünde öncelikle bilgisel farklılık ortaya çıkardı. İnsanlar ilk versiyonlarında diye tabir edeceğimiz dönemde amaç hayatta kalmak diyerek yaşıyorlardı. İkinci nesil, haberleşmeyi çözdü, yazıyı buldu, alet geliştirdi. Üçüncü nesilleri bence sanayi devrimini yapanlar idi. "İnsan 4.0" ise yapay zeka, sosyal medya, IOT gibi durumlar ile yaşayan, teknolojiyi kitlesel nitelikler kadar kişiselleştirerek yöneten kısım oluşturmakta.

Biz insanlar geçen bu dönemlerde farklı bakış açıları geliştirdik. Toplumsal olarak, önceleri amaç hayatta kalmak iken, şimdi hayatını yaşamak şekline döndü. Bir arada olmak güç iken şimdi bir arada olmak etkileşmek oldu. Geçmişte çokluk fiziksel güç ifade ederken şimdi çokluk farklı bakış açıları ve bunlara bağlı ortaya çıkan gelişmiş üretim ve ürünler haline döndü.

15 Şubat 2017 Çarşamba

Düzen ve Değişim

Gözlemler, düşünceler analizleri gösterir.

Güzel bir değişim döneminde yaşıyoruz, dünya üzerinde 2. Dünya Savaşı ve sonrasında doğanları, onların çocuklarını, internete doğan çocukları ve sosyal medya çocuklarını taşıyor. Bence taşımak konusunda zorlanıyor.

Ufak tefek değil kocaman farklar ile yaşıyor bu bireyler.

Savaşı görenler savaştaki iteat dünyasında...
Çocukları savaşsız bir dünya için yaşamakta...
İnterneti görenler, bilginin gücünü hissetmiş, bilgi ile güçlenmekte...
Sosyal medyayı yaşayanlar, duyduklarına inanmadan önce görmeyi tercih etmekte...

Bütün bunlar için de bu grupların kendilerince farklı bakışları var tabii olarak. Mesela çalışmak ve yaşamak dengesl; kimisine göre yaşamak için çalışmak, kimisine göre çalışmak için yaşamak şeklinde.

Düşünün sizin için yaşamak nedir ?

Bir çok nesilden gelen farklı bakış açıları sonuç olarak çatışma demek. Ama mühim bir durum var ; bir grubumuz iteati çok mühim görmekte ama kişiye iteat etmeyi. Yeni nesiller ise yani bilgiye doğan nesiller, sadece bilgiye ve onun gücüne iteat etmekte.

Günümüz yaşamında çatışma ortada, bilginin gücü mu kişinin gücü mü?

Ben net bir şekilde bilgi diyorum çünkü kişinin gücü için savaşanlar 75 yıllık dünya yaşam süresinin 50-60 yılını doldurmuş, fani dünyada son güçlerini kullanan nesil olarak yaşamlarını sürdürmektedirler.

12 Şubat 2017 Pazar

Şiir okumak

Şiir okumak...

Bu metinde yer alanlar, son olarak karşılaştığım ve dinlediğim şiirlerde hissettiğim, şahsıma muasır bir eleştirinin paylaşılmasıdır.
Bu site de kendi kişisel görüşlerimi paylaşım yerdir.

Genel olarak üçe bölmek en mantıklısı gibi geldi bana;

1. Sahibinin okuması
2. Profesyonelin okuması
3. Sevenin ya da paylaşmak isteyenin okuması

Şeklinde sınıflandırmak bana en güzel geleni. Bunun ile ilgili örnekler de vermek istiyorum ama önce düşüncemi paylaşmak isterim.

Okumak için çok önemli bir şey var; o da şiirin "ruhu" ... Bunu bilen kimler var? Bence yalnızca sahibi, ona bunu yazdıran dünya size onun yaşadığını nasıl yaşatmış olsun ki. Çok güzel şairlerin çok derin şiirlerinde hissediyorum bir çok şeyi, hatta bir çok şeyi böyle düşünüyorum.

Şiirleri okuyorum, hissediyorum. Dinliyorum daha çok hissediyorum. Yaşamdan dinliyorum, daha da çok hissediyorum.

Kitabı elime alıp, onlarca kez okudum bir şiiri, bir de sahibinden dinledim. Bir orotoryoda dinledim, bir dizide dinledim.

Okuma ile ilgili bence en büyük sorun, şiire eşlik eden müzik ile öncelik farkı. Şiir okurken, müzik eşlik eder. Şarkı söyler iken şiir. Belki de en büyük hata budur benim hissettiğim. Bükülmüş, frekansı- tınısı değişmiş ses şiirin nüanslarını bırakıp kulak zarının yüzeyini tırmalama işine giriyor.

Bir de kendi ağzından dinleyin.

Attila İlhan 3. Şahsın şiiri

Sonra okurken atladığınız o "jezebel" kim bir de ona bakın tarihin en eski sayfalarından...

2 Şubat 2017 Perşembe

Meritokrasi

Bu sefer, siyasi bilimlerden bir noktada ufak bir bilgi paylaşmak istedim. Yönetim tiplerinin tartışıldığı dünyamız içerisinde, bir de farklı gözle bakmamız gereken durum var.

Yönetim şekillerini ilkokuldan beri anlatırlar, ülkemize Atamızın en çok yakışır gördüğü yönetim şekli "Demokrasi" şeklidir. Bunun bile kendi içinde şekilleri var. Örneğin, site devletlerindeki "tam katılımlı demokrasi" gibi herkesin her konuda fikrini belirttiği ya da bizim ülkemiz gibi "yarı katılımlı demokrasi" şeklinde bizim adımıza işleri hızlandıracak bir meclisin görev aldığı demokrasi türü.

Bütün bunlar dışında ütopik bir durumdan bahsetmek istiyorum; MERİTOKRASİ

Tek cümlede tanımlar isek; yönetmeyi hak edenlerin yönetmesi anlamına geliyor. Ama böyle bir şekilde bakınca durum biraz daha sert gibi duruyor. İktidarın kaynağı bilgi ve bilgiyi yönetmeye dayanıyor. Ama konuyu az derinden inceleyelim;


  • Kamu yönetimi: burada görev alacak kişinin, görev alacağı alanda yetkin ve bilgili olması şartı, buraya gelirken bunları objektif bir şekilde ispatlaması gibi bir durum mevcuttur.
    Örnek olarak; Osmanlı Devleti, Devşirme sistemi gösterilebilir.
  • Liyakat: kelime anlamı "yaraşırlık" (TDK'dan baktım) demek, sistemin özünü oluşturan mantalite budur.
Ufak bir manifesto ile bu sisteme bakacak olursak;

İngiliz Meristokrasi Partisi Manifestosu;


  1. Kayırmacılık yoktur: Ailenizin değil, sizin kim olduğunuz önemlidir.
  2. Yandaşçılık yoktur: Başkalarının sizin için ne yapabildiği değil, sizin ne yapabildiğiniz önemlidir.
  3. Ayrımcılık yoktur: Cinsiyet, ırk, din, yaş, geçmiş önemsizdir. Yetenek her şeydir.
  4. Eşit imkânlar: Herkesle aynı noktadan başlar ve yeteneklerinizin sizi götürdüğü yere gidersiniz.
  5. Tatminkar erdemler: En başarılı insanlar, en yüksek tatmine erişirler.

Demokrasinin okulda öğretilen tanımlamaları ile karşılaştırmak, bunları kıyaslamak ve halkın herkesimi için durumu gözetlemek de biz okurlara kalmıştır.

Liyakat üstüne Yusuf Has Hacib'den Kutagu Bilig'den seçmeler okumak için...
Parti üzerine okumak isteyenler için: Meritocracyparty