Bu Blogda Ara

Translate

eleştiri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eleştiri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2026 Cumartesi

Review: Kavim

Kavim Kavim by Ahmet Ümit
My rating: 5 of 5 stars

Farklı bir dokusu ile serinin içinde şu ana kadar en çok beğendiğim kitap oldu. İstanbul'un kuruluşundan itibaren tüm tarihi dokusuna atıf ile ilerleyen ve günümüz koşulları ile ilişkisini en derin şekilde gösteren bu kitap içinde Komiser Nevzat'ın olayı çözümleme şekli sadece bir polisiye süreç değil aynı zamanda psikolojik bir yıkım ya da savaşı göstermektedir.

Sürecin en başından itibaren hiç beklenmedik sonuçlara ulaştıran Ahmet Ümit bu kitapta da tadı damakta kalan bir anlatım göstermiş. Kitabın ardından hala gözümde geçen olaylar mevcut ve bu olaylar bir dizi sahnesi şeklinde ilerlemekte...

Hiç bir cinayetin kabul edilemeyeceğini savunan ben, bu kitap içinde K. Nevzat gibi ikilemde kaldım, çözümün en derin yerinde psikolojik bir ikilemde kalmak, hele ki bu acıları tatmış birisinin de aynı süreçteki kararları ile bir başkasının kararları arasındaki farkın karşılaştırılması ayrı bir tat katmaktadır. Okuyucusuna ayırdığı her saniye ile, okuduğu her kelime ile tadı damakta kalacaktır.

View all my reviews

Bu kitaptan kendime notlar:
  • Bizantion: İstanbul'un kent olarak kurulduğundaki ismi, MÖ 667 olarak görülüyor. Kral Bizas tarafından kuruldu.
  • Justinianus: 527 ile 565 yılları arasında yaşamış bir Bizans İmparatorudur, Doğu Roma üzerinden İstanbul'un önemini arttıran kişidir.

22 Haziran 2022 Çarşamba

Review: Görünmez Adam

Görünmez Adam

Görünmez Adam by H.G. Wells
My rating: 5 of 5 stars

Bilimkurgu alanında farklı bir tadı olan kitap ve o tadı diğer kitaplarına da bulaştırmış bir yazar ile geçirilmiş güzel bir vakit olarak nitelendirilebilir bu kitap.

Jules Verne gibi birisinden hayal dünyamızı geliştiren kitaplar okuyarak bir dönem geçirdikten sonra, bunun üstüne modern bilim eğitimini almış kişilerin okurken içindeki derinlikte kaybolacağı özellikler içeren güzel bir kitap. Görünmezliğin anlatımı sırasında, "cidden bu böyle" diyerek gidiyorsun. Sonra bir yerde "evet bunu yapınca saydamlık oluyor" derken, bu adam o dönemin bir simyacısının anılarını anlatmış diyorsun.

Her bölümünde farklı bir durum olan kitapta bir de psikolojik yön var. Bilimsel olarak görünmezliği elde etmiş bir birey için, dünyadaki gücü ve o güç zehirlenmesinin meydana getireceği değişim nedir? Başta en ufak bir zarar verme isteği olmayan bir bilim insanının, korku imparatoru olma güdüsünü tetikleyen ve içgörüsündeki o kaybı/değişimi sağlayan olay nedir?

Güzel soruların eseri bir kitap.


View all my reviews

11 Temmuz 2021 Pazar

Review: Kontrbas

Kontrbas Kontrbas by Patrick Süskind
My rating: 3 of 5 stars

Uzun zaman sonra ortalama bulduğum bir kitabın tadına bakmış oldum. Aslında yazınları ile temelde güzel eserler veren yazar bu sefer ortaya çıkardığı monogamik yaklaşımda afallamış gibi.

Kitabın genelinde; eğitimli olduğunu düşünen ve bunu mini bilgi yığını ile çevresine aktarmaya özen gösteren bir orkestra sanatçısı mevcut. Ancak varlığını idame ettirirken yokluğu ile varlığı arasında bir dengesizlik mevcut. Dedikodu misali geçen hayatında, yaşadığı iç çekişmeleri bize aktarırken yine bir dedikodu dinliyor gibiyiz.
Bir mahalle maçında sona kalan çocuk gibi, seçilmek yerine "kalmak" durumunun esintisi vuruyor sayfalar arasında.

Kendi iç savaşı sırasında psikolojik bir analiz havası olduğuna inansada, bu analizi öncelike yaşamın en alt katmanını geçmek ile başlaması gerekir. Bu sefer kelimeler monogamik çağrışımlar içerirsinde kaybolmuştu. İki paragraf içerisinde dişe değer düşünce akımı yakalama şansına eriştim. Ancak bu döngü içerisinde, daha önceki eserlerindeki o kesitsel yaklaşımlardan uzak olması ve bir devinim yakalayamaması çok üzdü. Oysa hikayenın hem tarihi sanatçılar ile hemde Hitler üzerinden çok güzel dönebileceği noktalar mevcuttu.


View all my reviews

3 Şubat 2020 Pazartesi

Review: Martı Jonathan Livingston

Martı Jonathan Livingston Martı Jonathan Livingston by Richard Bach
My rating: 5 of 5 stars

Jonathan Livingston, mükemmelliği anlatmış. Bir martı olmanın eşik olmadığını göstermiş.

Öykünün çok güzel bir yeri var, varlığını kırıp, var olmayı anlamaya başladığın o an. Bir şahin gibi kanatların yoksa, bir şahin kadar hızlanamazsın sözü sadece o hayali kıramayanlar için geçerli bir söz. İşte o denizin üstünde, balıkçı gemilerinden artan balıklarla beslenmek dışında bir hayatın olduğunu anlayan bir martının kırdığı çemberin sesi bu.
Uçabilen bir canlının özgününün farkında olmayışını hissediyor insan.
Her satırında farklı bir ton var. Mesela önce kendini tanımak, sonra yılmak, yıkılmak üzere olduğun dünyada, çöküntüne ulaşmak için bile hayallerinle geliştirdiğin yeteneği uygulamak en güzel adım. Bunu uygulamak yetmez, bir de onu anlatmak gerekli, paylaşmak gerekli, birlikte öğrenmek gerekli.
Daha öğrenecek çok şeyimiz var.

İşte bu denklem içinde bir çırpıda biten bir kitap daha. Yazarın otobiyografisinin farklı bir modeli olan bir kitap, taki bir gün kenarda köşede birisi bulup ona gösterdiğinde; "Bu benim metnim ama eski benin." dediği zamana ait.

"Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, eteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz! Uçmayı öğrenebiliriz!"

View all my reviews

1 Şubat 2020 Cumartesi

Review: Hayvan Çiftliği

Hayvan Çiftliği Hayvan Çiftliği by George Orwell
My rating: 5 of 5 stars

Başlangıcından sonuna kadar farklı tonlarıyla bir benzetme sanatı içeriyor. Kitabın içinde geçen temanın kahramanları, ortaya çıkanlar, durumlardaki değişimler modern yaşamın en güzel şekilde yansıması.

Distopya kitaplarından birisi olan bu kitapta da; sanayi devrimi sonrası değişen dünyanın tekelleşmesi ve bunun iyilik gözüyle yapılması anlatılıyor. Gücünün farkında olmayan insanların, kitap için hayvanların, yaşamı net bir şekilde ortaya çıkıyor.

En önemli tartışma noktası ise; denklemin sonunda çıkılan yer, gidilen yolu pek değiştirmiyor. Hedefe varmış her sorun aynı şekilde vücut buluyor.

View all my reviews

27 Eylül 2019 Cuma

Review: Kum ve Köpük

Kum ve Köpük Kum ve Köpük by Kahlil Gibran
My rating: 5 of 5 stars

Bazı kitaplar insana düşünme fırsatı verir, Halil Cibran gibi bir yazarın kalemi de insana her kelime üstünde uzun uzun durmak gerektiğini ve düşünmek gerektiğini hatırlatmaktadır. Aforizmalarından oluşan bir kitap daha, beni etkileyen aforizmaların bir kısmını eklemek istiyorum.

Tanrı düşündü, ilk düşüncesi bir melekti. Ve Tanrı konuştu, ilk sözü insandı.

Bedenim ruhuma aşık olup da evlendikleri gün, ikinci kez doğdum.

Unutkanlık bir tür özgürlüktür.

Hayat kalbini övecek bir şarkıcı bulamadığında, aklını konuşacak bir filozof doğurur.

Ağaçlar, toprağın göğe yazdığı şiirlerdir. Bizse onları kesiyor, hiçliğimizi ve ahmaklığımızı kaydetmek için kağıt yapıyoruz.

Sadece iki kişi insanlık yasalarını tanımaz; deli ve dahi. Onlar, insanlar arasında Tanrı'ya en yakın olanlardır.

Aklı yavaş olana değil de ayağı yavaş olana, kalbi kör olana değil de gözleri kör olana acıman şaşılacak şey doğrusu.

Hepimiz kutsal dağın zirvesine koşuyoruz. Geçmişi bir rehber değil de bir harita olarak kabul etsek yolumuz daha kısa olmaz mı?

Münzevi, bölünmemiş külli alemlerin tadına varmak için zerreler alemini terk eden kimsedir.

İlgi duymak, yaşamın yarısıdır; kayıtsızlık ise ölümün yarısıdır.

Her sayfasından bir ansiklopedi çıkacak olan derin sözlerin yazarı, okumayı her seferinde zevk haline çeviren kitapları ile, Halil Cibran'ı öneririm.

View all my reviews

24 Haziran 2018 Pazar

#TekSöz 1: Ölü Ozanlar Derneği

Ölü Ozanlar Derneği isimli kitaptan alınan bir tek söz üstüne tartışmak istiyorum....

Başarı denen tanrıyı kovalarken, gençlik düşlerini feda etmedi mi?

12 Şubat 2017 Pazar

Şiir okumak

Şiir okumak...

Bu metinde yer alanlar, son olarak karşılaştığım ve dinlediğim şiirlerde hissettiğim, şahsıma muasır bir eleştirinin paylaşılmasıdır.
Bu site de kendi kişisel görüşlerimi paylaşım yerdir.

Genel olarak üçe bölmek en mantıklısı gibi geldi bana;

1. Sahibinin okuması
2. Profesyonelin okuması
3. Sevenin ya da paylaşmak isteyenin okuması

Şeklinde sınıflandırmak bana en güzel geleni. Bunun ile ilgili örnekler de vermek istiyorum ama önce düşüncemi paylaşmak isterim.

Okumak için çok önemli bir şey var; o da şiirin "ruhu" ... Bunu bilen kimler var? Bence yalnızca sahibi, ona bunu yazdıran dünya size onun yaşadığını nasıl yaşatmış olsun ki. Çok güzel şairlerin çok derin şiirlerinde hissediyorum bir çok şeyi, hatta bir çok şeyi böyle düşünüyorum.

Şiirleri okuyorum, hissediyorum. Dinliyorum daha çok hissediyorum. Yaşamdan dinliyorum, daha da çok hissediyorum.

Kitabı elime alıp, onlarca kez okudum bir şiiri, bir de sahibinden dinledim. Bir orotoryoda dinledim, bir dizide dinledim.

Okuma ile ilgili bence en büyük sorun, şiire eşlik eden müzik ile öncelik farkı. Şiir okurken, müzik eşlik eder. Şarkı söyler iken şiir. Belki de en büyük hata budur benim hissettiğim. Bükülmüş, frekansı- tınısı değişmiş ses şiirin nüanslarını bırakıp kulak zarının yüzeyini tırmalama işine giriyor.

Bir de kendi ağzından dinleyin.

Attila İlhan 3. Şahsın şiiri

Sonra okurken atladığınız o "jezebel" kim bir de ona bakın tarihin en eski sayfalarından...