Bu Blogda Ara

Translate

bakış açısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bakış açısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2019 Perşembe

Ters Orantı: Mutluluk ve Bilgi

Mail adresime düşen ufak notları incelerken karşıma çıkan yeni bir mail yine beni şaşırtmadan bilgisini bana aktardı. Aşağıda en önemli gördüğüm veriyi paylaşacağım.

TUİK 2018 Mutluluk ve Eğitim




Yukarıda, 2018 yılı TUİK araştırmalarından ortaya çıkan verilere göre insanların mutluluk düzeyleri üstüne bir grafik hazırlanmıştır. Klasik bir ülke durumu olarak, bilgi arttıkça mutluluk azalmaktadır.

Benim buradaki isyanım, "Cahillik mutluluktur." deyiminin gerçekliği üzerine değil. Tabi, yukarıdaki tabloya göre, "Gece ve Gündüz birere canlıdır, dünya üstünde yarışırlar" önermesi ya da "Kıbrıs, Kore'nin altında, Çin'in üstünde bulunur, Kore savaşında oraya özgürlük kazandırdık." şeklinde tarihi baştan yazan insanların mutluluğuna hiçbir üniversite mezunu erişemez. Bu konu yadsınmaz bir gerçek olarak önümüzde bulunacak.

Benim buradaki isyanım, eleştirel bakış açısı içinde, rijit düşünceler ve sorgularken gerçekliği istatistik bazlı kabullenmeye karşı. 

Yukarıdaki tümcedeki 3 önermeyi tek tek açacak olursak;

1. Bakış açısı: eğitimin ortaya çıkardığı bir alanda uzmanlaşma, bir konuda bilginin artması, insanın bakış açısını, beyin plastisitesini ve düşünme mekaniğini o yöne doğru değiştirmektedir. Sanat kökenli eğitimden gelen kişinin bir yapıya bakış açısı estetik yönü olurken, mühendislik eğitimi almış birisi işin işlevselliği ve mekaniğine odaklanır.

2. Rijit düşünceler: bu da bakış açısı temelli gelen bir durum. Kendi penceremiz dışında bakan insanların bakış açılarını yadırgamak, onların doğruluğunu ret etmekten ortaya çıkıyor. Oysa her konu farklı yönden bakınca farklı doğrular ile görünmektedir. Hiç bir kimse 360 derecelik bir bakış açısına yani "İlahi Görüş" 'e sahip değildir.

3. İstatistik bazlı kabullenme: bu durum doğrunun nesnelliği üstünden açıklanabilir. Buna bağlı olarak, ortaya çıkan her doğru içinde istisnalar taşımaya başlar. Oysa bir olayın ortaya çıktığı yer, zaman, mekan içindeki diğer oluşumlar olayın sonucuna etki edip, doğruluğunu değiştirebilir. Yani bir durumu 3 boyut içinde değerlendirmek yetmez, 4. boyut bileşenini için eklemek gereklidir. Bu durumda ortaya çıkan her sonuç nesnel değil, o anın niteliğine özgü olarak öznel bir veri ve doğru olacaktır.

Yukarıda açıkladığım üç önermenin aslında biz insanların "sert bakış açıları" içinde esneklik kazanılması için değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu durumda, farklı yönlerden görünen gerçekler ile var olan bilginin daha büyük bir bölümüne hakim olup, göremediğimiz yerlerinden korkup, umutsuz ve mutsuz bir hal edinmeyiz.

Aynı çalışmadan bir kaç not daha ekleyelim. En önemli mutluluk kaynağı "Sağlık", kamu hizmetlerinden "Eğitim" en çok memnun olunmayan hizmeti olarak görülüyor.

Bu esneklik sayesinde, mutsuzluğumuz yerini mutluluğa bırakır.

Kaynak: TUİK, verikaynagi.com

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Zinde Başlangıçlar

uyku eeg ile ilgili görsel sonucu
Uyku ve dalgaları

Aslında bu tarz davranışların temelini "volume up" şeklinde ingilizce kökenden gelen bir bakış açısıyla tanımlasak güzel olur. Neden bir yükselme isteği desek; gün içinde sporcu olmayan çalışan bir bedendeki 70-80 arası giden nabzın uyku ile 60'lara hatta 50'lere düşmesinin ardına güneşi selamlayan anlarda yükselişini hızlandırmak amaçlanıyor diyebiliriz.

17 Mart 2018 Cumartesi

Eski bir iletiden: "Deneyimleri Tasarlamak"

Modern hayatta çoğumuzun elde ettiği bir şey var, hayatta kalabilmek için efor sarfetmemek. Nedenini basitçe açıklayalım, 1900'lü yıllara göre gelişmiş olan teknoloji, bulunduğun coğrafyanın nispeten dünyanın geriye kalanına göre güvenliliği ve özgürlüğümüzden verdiğimiz feragatlar ile elde ettiğimiz başkalarının denetlenmesi durumu. Bunun bir kısmı aslında bizim için özgürlük daraltıcı olsa da sonuçta insan yaşamına eklenmiş olan bir süre olarak dönmektedir. 

Maslow'un Piramidi

Yukarıda ihtiyaçlar piramidini görüyoruz. Bu piramidin ilk iki katı için günümüz dünyası insanlık toplumunun yarısına uygun bir habitat sağlamaktadır.
"Geriye kalan %50'nin canı cehenneme" anlayışının varlığı başka yerde sorgulanacaktır.

Üstteki 3 basamak için tartışmalara başlamış olduğumuz dünyada piramit farklı bir yöne doğru gitmektedir. Aslında içerik çok basit bir şekilde kurgulanmış, mutluluk dediğimiz şey bireysel bir durum. İhtiyaçlarımızı fark edip, bunları giderip, çevremizce güçlü bir birey olmuş olmak kendini gerçekleştirmiş bir birey olmak için yeterlidir. Ancak günümüz "tüketici toplum" anlayışında yeni ihtiyaçlar "yaratılmış" ve bu ihtiyaçlar ışığında kendini tamamlamak için harcanması gereken değerler değişmiştir. 
"Deneyimleri tasarlamak" derken, kişisel ihtiyaçlarına göre edinmek istediğin gelişim basamaklarını kendince çizeceği bir dünya yani "kaderi" çizmek demek istediğimiz yerden, reklamlar ile sosyal medya ile telefon objektiflerinden çıkanlar ile başkalarına göstermelik ve aslında kendin için ne tarz bir öneme sahip olduğunu çözemediğin bir dünyanın esiri olarak geçiyor günler. 

Olması gerekenleri tartışacağımız bir noktadayız. 

İnsan bireysel bir canlıdır, dünyada çizdiği çizgi hepsinden önce "individualist" olması gereken bir yerdedir. Kendini mutlu edecek şeyleri yaparak varlığını stres dengesinde ve kendini gerçekleştirerek yaşamış olacaktır. Bunun için yapması gereken her şeyi kendine göre tasarlaması gereklidir. Piramidin en üst basamağına gelince artık dışarıdan duyduklarından bağımsız bir şekilde "sanat için sanat" anlayışı gibi "yaşamak için yaşamak" anlayışına gelmiş, kendi ömrünü kendi imzasıyla tamamlamış bir birey olarak var olacaktır.

Başkalarının esiri olmadan, toplumsal birliktelik içinde özgürce yaşamak için "deneyimleri tasarlamak" işini bireyselliğe indirgemek en güzel teknik olacağa benziyor.

3 Ocak 2018 Çarşamba

Güçlü "Ben" oluşturmak için bir yıl

Burada aylık olarak ilerleme ve eklemeleri gireceğim bir nokta olarak görüyorum. Bu süreçte blog içerisine eklediğim yazılardan bağımsız olarak, bir birey olarak kendi adıma ilermenin sadece spontan olmadığı kanaatine varmamın getirisini deneyeceğim.

Geçen yıldan öğrendiğim önemli bir bilgi hayatta bazı şeyleri otomatikleştirmek, geriye kalan işlere ayırdığınız zamanı arttırmakta ve düşüncenizi odaklamanız gereken durumlarda size büyük artılar sağlamaktadır. İşte bunu çözümlemek için kendime bazı "döngüler" oluşturup, ritüeller şeklinde günün bir kısmını geçirip, mümkün mertebe; yer, zaman, kişi, durum fark etmeden gerçekleştirmeye çalışarak bu döngüleri korumayı deneyeceğim.

Bugün yeni yılın 3. Günü ve bugün itibari ile 3 tane ritüelle güne başlıyorum. Son 3 gündür bu 3 ritüelli her sabah uyguladığım için artık ritüel olarak kabul edeceğim.

Kendime koyduğum kurallar;

1. İhtiyaçlar ritüelleri belirler, eğitime hizmet edecek her şeyi ritüelleştirmeliyim.
2. Bir döngüye zarüri koşullarda 2 günden fazla ara vermeyeceğim.
3. Verilen ara süresi ne kadar ise, o süreçte kaybettiğimi sonraki süreçte kazanacak şekilde programlama yapacağım.

Geçen senelerde okuduğum, aslında hayatımda var olan güzel gelişmelerden de bir kaç örnek vermek istiyorum. 

Ajanda tutmak ve düzenli davranmak insan için en başarılı hatırlama tekniğidir. Not tutmak ve kendince not tekniği geliştirmek düzen için en önemli adımdır. Ezber konusunda benim gibi "özürlü" bireyler için geliştirilmiş uygulama flaş kartlardır.

Örnek programlar aşağıdadır.

25 Aralık 2017 Pazartesi

"Multitasking" Tartışmasında Ben


Burada tartışılması gereken aslında çoklu görev yapmanın ve risk değerlendirmenin ilişkisi olmalıdır. Çoklu görev yapmaya çalışmak derken mesela dişleri fırçalarken haber okumak gibi değerlendirir isek düşük riskli iki görev olduğu için beden zorlanmadan yerine getirebilir. Çoğu kişi de buna benzer basit işler yapmaktadır.


multitasking ile ilgili görsel sonucu

Aslında bu ara iki tarafı da savunan görüşleri içeren makaleler okudum. Bunların bir kısmı bilimsel bir kısmı popüler bilim tarzında olsa da bir kaç farklı görüş ortaya çıkardı bende. Kendimi de düşününce bu konunun önemli olduğunu düşünmeye başladım.

Modern bilgisayarların hatta cep telefonlarımızda "RAM" çılgınlığı ile boy gösteren, sınırsız denilecek düzeydeki işlemciye sahip biz insanlarda mevcut mu? En büyük tartışma konusu bu olsa gerekli.

Kimisine göre cinsiyete göre değişmekle birlikte var, bu fikri savunanlar kadın bireylerin bu alanda daha başarılı olduğunu düşünmekteler. 
Peki tüm bu hareketlere bir örnek telefon kullanmak ve araç kullanmak işlemlerinin aynı anda yapılması olarak görülebilir. İngiltere tabanlı anket çalışmasında araç kullanırken sms atan kişilerin atmayanlara oranla 4 kat daha sık kaza yaptıkları ortaya çıkmış. Bu çok görevi aynı anda yapmanın bir örneği lakin sonuçlarının hezimet olduğunun ispatı gibi görünmektedir.

görsel planlama ile ilgili görsel sonucu
Yaşamda riskleri düşürmenin yolu da çoklu görev yerine düzenlenmiş görevler ile hızı düşürmektir benim için. Zaman kontrolü benim için yaşamdaki en büyük verimliliği sağlamıştır her daim. Bunun için görselleştirmeyi kullanmaktayım. Bu alanda ilerlemek isteyen herkese en büyük önerim, görevlerin kendinize ait bir metodoloji ile görselleştirip zamansal bir diagrama bölmek. Kalitesi yüksek, riski düşük ve verimliliği yüksek bir planlama yöntemi olarak "yüksek öncelikli" işler için "multitasking" yapmamak can kurtarıcı olabilir.

7 Kasım 2017 Salı

Çalışamama Alışkanlığımız; Tükenmişlik Sendromu

Bu sefer fırtına ardına yerinde bir ağaç bile bırakmayan mevzu var. Tükenmişlik sendromuna bakmak istiyorum biraz, sizlerle paylaşarak.

İnsan duygu durumunun yani "mood" adını verdiğimiz frenkasın çamura batmış evresinin en dibidir burası, bu bölgede verimlilik yoktur, depresif ruh hali, yaşama karşı anhedonik bakış açısı ve kendini geliştirmemekten öte çevreyi de geriletecek bir yaklaşım ile yaşanıyor.

Sayılar ile bakalım, yayınlanmış çalışmalardan bazıları bize ne tür veriler sunuyor;

1. Acil Servis Hemşireleri üzerinde yapılan araştırmada, %30'luk bir prevelansa saptanmıştır.
2. 2017 yılında yayınlanan bir çalışmada Birleşik Devletler'de görevli Beyin Cerrah'larında tükenmişlik sendomu prevelansı %21,3 olarak saptanmıştır.
3. 2014 yılında yapılan bir çalışmada ise, prevelans %10 bulunmuş ancak mühim bir not ile birlikte, görüşme yapılan bireylerde Tükenmişlik Sendromu gelişme riski %50 verilmiş.

En basit haliyle baktığımızda medyatik açıklamalarda ülkemizde sağlık çalışanlarında %23 olarak görülmektedir. Oranlar genellikle sağlık çalışanları arasında yapılan çalışmalarda kendini göstermekte, ancak harcanan paralar ve karşılığında doğan katma değeri düşünürsek, her sektör içinde büyük bir oranda tükenmişlik sendromu vardır.

Aslında basit bir tanımlama yaparsak, özellikle mesleki alanda kullanılan bir terimdir Tükenmişlik Sendromu ve yaptığınız işe karşı duygusal ve fiziki yıpranmayı, üretimdeki azlığı, isteksizliği sembolize eder. Ama tek taraflı bir bakış olabilir bu sadece iş hayatı gibi görmek, depresif duygu durum, kötü düşünceler, ki buna intihar düşüncelerinin yeri büyüktür, üretkenlikte ve hayattan zevk almada azalma olarak düşünebiliriz.

Öncelikle varlığını bilgidiğimiz bir konuyu tanımak ve boyutunu anlamak çok önemli, bunun için sadece tanımlayıcı bir metin olarak bunu paylaşmak istiyorum.

21 Ekim 2017 Cumartesi

Sınırsızlık Denkleminin Sınırları

Matematik bize dünya üstünde çizdiğimiz sınırsız evrenin hareketlerini veren bilim dalıdır, Latinler ve Araplar bunlara çok güzel şekiller verdi. Rakamları üretti. Sonra işaretleri var bu sistemin, toplama, çıkarma yapabilecek hamleleri gösteren, hatta ve hatta daha ileri gidip içe giren dışa çıkan denklerden türev görmek, integral alabilmek, sayı serilerinin limitlerine bakabilmek oluyor.

Düşüncelerimden önce bir matematik aldatmacası paylaşmak istiyorum;

0=1 denkleminin gerçekliğini tartışarak başlayalım.

1. 0=0
2. 0= 1 - 1
3. 0= 1-1+1-1+1-1+1-1...
4. 0 = (1-1)+(1-1)+(1-1)+...  // şimdi bu denklemde her parantez işi sıfıra eşit ve seri sonsuza gidiyor.
5. 0 = 1+(-1+1)+(-1+1)+(-1+1)+...  // bu bir toplama işlemi ve ben sadece parantezleri kaydırdım, seri yine sonsuza gidiyor ise, sonsuza kadar olan parantez içleri sıfırdır. Onları silersek geriye ne kalacak?
6. 0=1

Probleme aslında çık farklı belki de tamamen hileli bir yerden yaklaşmış olduk. Sondaki "-1" ne oldu dediğinizi duyar gibiyim, sonraki "+1" ile birleşip sıfır oldu, sonuçta sonsuza kadar "-1" ve "+1" savaşının ne olduğunu bilmiyorum ama sıfırdan sonraki eşitlik geride sağ bir "+1" bıraktı. Eğer sonraki sonsuzluğu tartışıyor isek, bu denklem doğru, ama eğer sonsuzluk diye bir şey yok ise, orada uzakta, çok uzakta belkide dokunamayacağımız kadar uzakta bir yerde "-1" var ve bu değer denklemi denk kılıyor.

Matematik, yani insanlar arasındaki ortak lisanın gösterdiği sınırsızlık olgusu insan beyninin sınırları ile kıyaslı ve bu sınırları aşmak için aslında kendi aramızda kurguladığımız oyunun kurallarını ortaya koymamız gerekli. Yani biz kendi sınırımızı aşamıyoruz. Sınırsızlık denklemimiz ortada bir yerde tıkanıyor.
Varlığımızda güzel sonuçlar ortaya koymanın yolu da bu denklemdeki çözüm gibi kendimizi tanımaktan ibaret, insan kendini tanıyıp sınırlarını çizer ise, o sınırları çizili alandaki gücü ve yapabilecekleri ile sınırsız bir güç ve özgürlüğe sahiptir. Aynı matematiğin bu güzel özgürlük diyarı gibi.

Herkes için matematik...

7 Eylül 2017 Perşembe

Hakemi Yenmek

Bu aralar çok kullandığım bir cümle haline geldi. Özellikle bu coğrafya içerisinde insanların anlaması gereken önemli bir konu haline geldi.

Savaşmak, zamana değil tüm koşullara karşı olması gereken bir durumdur bence. Özellikle zamana karşı yapılan savaşlara karşı olduğumu düşünüyorum. Bu tip savaşlar daha çok yenilgi içerir ama çevreye karşı olanlar kazanç ile biter. Sadece doğru cümleler kurarak motive olabilenler için. Bu cümlelerden birisi de "hakemi yenmek" olduğu unutulmaması gereken bir durumdur.
Bunlara örnek vermek gerekirse; okul sıralarında ders veren ve egoları ile çatıştığımız bireylerdir. Bu kişilerden daha doğru ( ki pozitif bir bilim dalında ispatlı ve güncel şekilde görülse bile ) kararlar vermek yetmiyor. İşte bu anlarda akla gelmesi gereken ilk konu hakemi de yenmek gerektiğidir. Çünkü bu sahada yapılan karşılaşmada rakip yok maçı yöneten hakem vardır.
Başka bir çok alanda bu kavramı öne sürebiliriz. Bunlardan birisi belkide sıralama sınavları, iş hayatındaki saçma ast-üst çatışmaları da olabilir. Buralarda da "hakemi yenmek" önemli bir durum haline gelir.
Hayat için ise "hakemi yenmek" hayatı tanımaktan geçer. Onun içinde bir çok kişinin ömrünü verip ortaya çıkardığı ve ilerleyeceğimiz yolda bizlere faydalı olacak olan yapıtlara bakıp, hayata tecrübe eklemek, okumaktan geçer. Her daim bir adım önce geçip zaman eşlik edip, yetişme kaygılarını kenara bırakıp var olanı güzel kullanarak hakemi yenebiliriz. 

20 Temmuz 2017 Perşembe

Bakış; Martin Eden

Bir zamanlar okuduğum ve okuma listem içindeki nadide klasik kitaplardan olan Martin Eden ve ilerleyen yaşamın 1900 'lü yılların başındaki halinin kıyaslanmasını düşünmek istedim bugün.
Üstüne bir de burada paylaşabileceğime ve yazıya dökebileceğimi de düşündüğüm için bu seferki blog yazımı onun üzerine yazmak istiyorum.

Küçüklüğümüzün anılır yazarlarından Jack London tarafından 1909 yılında yazılmış bir roman. Bir tür biyografi, yazar olmak adına koşan, elleri nasır tutmuş, dönemin "kezban" olarak nitelendirdiği kesim ile aynı operaya giden, her seferinde tezat noktalara düşen, bir makineye benzettiği yayın evlerinin editörleri ile savaşmasını anlatıyor kitap.
Sınıf farklarının resmiyette olmadan yaşamın her alanına sindiği, işçilik yöneticilik arasında ve tüketiciliğin ilk adımlarındaki o hayalleri olan insanı anlatıyor bir nevi...

Yazmak en güzel duygu olsa da hayatta kalmak belki de öyle bir duygu olmayabilir. Mutlu olunan değil var olmaya yetecek işler yapma zorunluluğu doğduğu gün bir Martin Eden edasıyla inşaatta çalışıp ellerine nasır tutturabilirsin. Kaleminden çıkan sözler kaliteli olsa da, altında bir başkasının mektubu yoksa sen yoksun noktasındadır. Varlığını var olanların lütfuna borçlu olup, insanların kendilerini tanımadığı, sadece moleküllerin enerjilerini paranın enerjisine dönüştürme çabalarındaki kimyasal ve fiziksel tepkimelerine meze ( buraya substrat demem gerek ama istemedim ) olursun.

Bir kız görürsün aşık olursun. O aristokrasinin içinde önemli bir yerdedir. Güzel kıyafetleri ile çekici görüntüsü senin hayallerine girer. Dışarıda gördüğünü içeride sen bütünleştirirsin. O arada, sohbetlerine mükemmel arkadaş olan bir hayal vuku bulmuştur beyninde. Şizofreni başlangıcı falan değil bu, hakiki platonik aşktır. Pürüpak sevmek ama büyük ihtimal var olmayan bir şeyi sevmek oluyor bu yaptığın. Sistem seni koşturmacaya iterken, sen nefes alabildiğin noktada, sahneye giren ve içinde ufak bir çarpıntı oluşturan paketin içini hayallerin ile doldurursun.

Bir gün, sistem içinde yükselip sistemi yıktığın ya da en azından pasif agresif olarak sistem içerisinde sisteme ait olmayan metalar sokup sarstığın gün gelir ya işte o gün de Martin Eden için geliyor bir yerde. O gün gelince bir şeyi fark ediyor, orada durup sistemi bırakmak ve saçmalıklardan sıyrılmak gerektiği.  O gün, o güne kadar yazdığı tüm yazıları tek tek editörlere göndermek, tepki de alsa vazgeçmeden devam etmek, bir daha yeni yazı yazmamak, ret edilen her yazıdan karşılığını alıp zenginlik elde etmek sistemin içindeki pasif ve agresif insanın yegane duruşudur.

Burada, döneminin güzel bir şiiri ile özgürlüğünü yakalamış kahramanımız. Görevini bitirdiğine inandığı anda...

15 Şubat 2017 Çarşamba

Düzen ve Değişim

Gözlemler, düşünceler analizleri gösterir.

Güzel bir değişim döneminde yaşıyoruz, dünya üzerinde 2. Dünya Savaşı ve sonrasında doğanları, onların çocuklarını, internete doğan çocukları ve sosyal medya çocuklarını taşıyor. Bence taşımak konusunda zorlanıyor.

Ufak tefek değil kocaman farklar ile yaşıyor bu bireyler.

Savaşı görenler savaştaki iteat dünyasında...
Çocukları savaşsız bir dünya için yaşamakta...
İnterneti görenler, bilginin gücünü hissetmiş, bilgi ile güçlenmekte...
Sosyal medyayı yaşayanlar, duyduklarına inanmadan önce görmeyi tercih etmekte...

Bütün bunlar için de bu grupların kendilerince farklı bakışları var tabii olarak. Mesela çalışmak ve yaşamak dengesl; kimisine göre yaşamak için çalışmak, kimisine göre çalışmak için yaşamak şeklinde.

Düşünün sizin için yaşamak nedir ?

Bir çok nesilden gelen farklı bakış açıları sonuç olarak çatışma demek. Ama mühim bir durum var ; bir grubumuz iteati çok mühim görmekte ama kişiye iteat etmeyi. Yeni nesiller ise yani bilgiye doğan nesiller, sadece bilgiye ve onun gücüne iteat etmekte.

Günümüz yaşamında çatışma ortada, bilginin gücü mu kişinin gücü mü?

Ben net bir şekilde bilgi diyorum çünkü kişinin gücü için savaşanlar 75 yıllık dünya yaşam süresinin 50-60 yılını doldurmuş, fani dünyada son güçlerini kullanan nesil olarak yaşamlarını sürdürmektedirler.

28 Ekim 2016 Cuma

Denge

Aslında İngilizce telafuzu da çok hoş bir şekilde ama en içten haliyle dengeyi düşünmek istiyorum bugün. Doğada denge, içimizde denge, içimiz ile dışımız arasındaki denge... Süregelen varlığın devamlılığı için yaşam ile ölüm arasındaki denge...

En basit yönüyle başlayalım; aracın dengesi var iken yolda gider, dengesi şaşınca yoldan çıkar ve kötü sonuçlara ulaşır.

Bir gün birisi gelir ve size sesli bir şekilde haykırır: "DENGESİZ" diye, düşündünüz mü hiç? Sizce nerdedir buradaki dengesizlik? Mesela o kişinin hayatındaki yerinizle ilgili bir oynama yapıp ona bunu tanıma fırsatı vermeyip o yolda çıkmışlığa soktuğunuzda o zarar gördüğü için öyle haykırmış olmasın.

Denge, yaşamın temeli dedik ya. Böyle aldığın nefes ile verdiğin nefes arasındaki dengeden, yediğinde harcadığın arasındaki dengeye kadar gider. Bütün bunlar sonra enerji olur. O enerjiyi bir dengeye sokman gerekir. İşte o zaman da  ilk adımı atarak dengelersin kendini.

Derin bir nefes alıp, bedenini en iyi hissettiğin pozisyona alıp sonrasında tek tek her hücreni, hücrendeki enerjiyi ölçmeye başlarsın. Sonra bedeninde merkez olarak gördüğün noktaya göre hesaplamaya başlarsın bunu ve en sonunda içindeki o dengeyi çözersin. Eksiği, fazlayı, düzeltilmesi gerekeni...

Denge kurmak için ilk adım yine kendini bilmek oldu anlaşılan...