Bu Blogda Ara

Translate

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Algılarımız ile biz...

Bu sefer farklı bir konum var. Aslında popüler bir konu aynı zamanda. Bu konuyu popüler yapan şey ise modern çağ, aslında bizim ilgimizi isteyen her şey...

Çeşitli sözler vardır ya, mesela; "Televizyon, insanları şirketlere satan bir cihazdır." gibi. İşte oradan bir şey anlatmak istiyorum. Ya da yıllarca sırasında oturduğumuz okulun bize taktığı gözlüğün gerçirdiği görüntü dalgasının getirisini anlatmak istiyorum.

Konu "Algı Yönetimi", olay insanı ya da toplumu yönlendirmek. Aslında önce sizlere bir video göstermek istiyorum:


Ted videosunda bir mühendis gözünden dünyayı anlatıyor Zeynep Sarılar. Kendisi bir teknoloji firmasında yönetici olan iş kadını. Bu yapısının getirdiği nitelikler ile, ekibini belli bir hedefe yönlendirmesi gerekli ve bu noktada algısını insanlara aktarmalı. Bunu yaparken dünyadan edindiği bilgi ile mesleğini karıştırarak sonuca varıyor.

Farklı bir noktadan bakalım; modern siyaset, politika, eğitim hatta gıda bilimi bile artık bu durumda. Bir marketin reyonlarında gezerken alacağınız ürünler ve bu ürünlerle ilişkili ürünlerin dizilişi, fiyatlandırılması bile ufak oyunlar içeriyor.
 Yandaki resim en basitinden bir örneğini içeriyor ve böyle bakınca zeka dolu hamleyi görüp gülümsetiyor.
Az daha çevremize bakmaya başlayınca dünyanın bunlarla dolu olduğunu görüyoruz. Televizyonda dolaşan reklamlar, markete adımınızı atınca ilk karşınıza çıkan reyon, büyük bir mağazadan çıkmak için her yeri dolaşmanızın gerekmesi, birilerinin meydana çıkıp halka "algı operasyonu yapıyorlar sizi şu yöne çekiyorlar" deyip o yönü kötü gösterip öteki yöne kaydırmaya çalışması bunların küçük örnekleridir.

Şimdi bir durup az çevrenize bakın, masanızı neye göre düzenlediğiniz, bilgisayarınızdaki dosyaları nasıl sınıfladığınızı düşünün. Bütün bunlar sizin algı yönteminizle ilgili.

Videoda geçen güzel bir örnek, aldığınız bardağın tipi bile sizin zihninizle ilgili bir durum.

Bir de modern zamanın satıcılarının size fikirlerini nasıl sattığını düşünün, onlar bu alanda çok derin bilimsel araştırmalar yapmış kişilerdir. Hatta çok çeşitli kurumlar ile durmadan aranızda verilerinizi topluyorlar. Hepimizin bildiği en klasik yönü ile internet sitesinde gezerken karşımıza çıkan reklamların son aramalarımız, mesajlarımız hatta smslerimiz ile ilgili olması birer örneğidir.

Şimdi benim ilginç bulduğum ve bu alanda kendimi sürekli kontrol etmeye çalıştığım bir örnek daha vereceğim; fiyatlandırma...
Fiyat etiketleri, öyle güzel ayarlanmıştır ki... 99,99 yazıyor, kasada 100 ödersiniz, aklınızda onun fiyatı 2 haneli kalır. Sizin için fiyatın büyüklüğü, birler, onlar, yüzler, binler üstünden gider. Ne de olsa zenginliğe milyoner, milyarder demiyor muyuz? Dokuz milyoner diyeni hiç duymadım.

Ödeme yaparken de etikete bakarken de bakış açımız aynen böyle işleyip oradaki o yüzde birlik fark ile bizde çığır açtırıp analiz yeteneğimizi kısıyor. Hatta ben bunu o kadar sık yaşıyorum ki, Dur bak onun fiyatı bu deyip kendimi durduruyorum.

Düşünün siz kaç kere kendinizi frenlediniz...

1 yorum:

  1. hepimiz kendi beynimizin hapishanelerinde yaşıyoruz Ökkeş, arada bir muhabbet ediyoruz, seni benim hapishaneme davet ediyorum, sen de beni seninkine...

    YanıtlaSil